Dört Bacaklı Mücadele: Enflasyonu Düşürmenin Gerçek Yolu

Enflasyonla mücadele çoğu zaman merkez bankalarının görevi gibi görünür. Oysa realite bundan çok farklı ve karmaşıktır.  Enflasyonla mücadele; birbiriyle eşgüdüm halinde ilerlemek zorunda olan dört bacaklı bir politika mimarisine ihtiyaç duymaktadır. Bu dört bacak:

  • Para Politikası
  • Maliye Politikası
  • Yapısal Reformlar
  • Toplumsal Mutabakat (Beklentiler)

olarak tanımlanabilir. Bu bacaklardan birinin ya da bir kaçının aksaması ya da dozunun artması fiyat istikrarı dengesini bozmakta, diğer bacakların etki alanını sınırlamaktadır. Enflasyonu sadece parasal bir olgu olarak görmek, paranın miktarı ve maliyeti ile düzeltilebilecek kadar basit bir sorun olduğu algısını beslemektedir. Oysa önceki bölümde de bahsettiğimiz üzere enflasyonu besleyen birbirinden farklı birçok başlık bulunmaktadır. Bu başlıkları kontrol altında tutabilmek içinse yukarıda saydığımız birbirini tamamlayan dört bacağın koordineli bir şekilde çalışması gerekmektedir.

Fiyat istikrarını bu dört bacak üzerine inşa edilmiş masanın tam ortasında durması gereken bir küp olarak tanımlayacak olursak, bacakların dengesinin bozulması bu küpün masa üzerinde kaymasına ve dengenin çok daha bozulması durumunda ise düşüp kırılmasına neden olmaktadır. Türkiye’de maalesef bu masa dengeli bir şekilde inşa edilememiş, küp zaman zaman masanın üzerine çıkarılmaya çalışılsa da masada tutabilmek çok mümkün olmamıştır. Bu bölümde masanın dört bacağını dengede tutmak için kullanılan araçları ve etkilerini detaylı bir şekilde inceledikten sonra, masanın dengede kalabilmesi için bu dört bacağın koordinasyonu üzerinde duracağız.

Para Politikası

Para politikasının temel işlevi fiyat istikrarını sağlama adına, talebi ve beklentileri yönetmek olarak özetlenebilir. Talebi belirleyen en önemli unsurlardan biri paranın miktarı, maliyeti ve dolaşım hızıdır. Bu nedenle etkin bir para politikası yönetimi için ilk olarak piyasadaki paranın miktarının, faizinin ve dolaşım hızının doğru ayarlanması gerekmektedir. Merkez bankaları bunun için

  • Faiz oranları (Politika, borç alma/verme vs.)
  • Açık piyasa işlemleri
  • Zorunlu karşılıklar
  • Makroihtiyati önlemler (Likidite yönetimi, kredi büyümesini sınırlayıcı araçlar vs.)

gibi araçları kullanır. Piyasada faizi, miktarı ve dolaşım hızı doğru ayarlanan bir para politikası, tek başına enflasyonu engelleyemese bile, sadece burada yapılacak bir yanlış enflasyonun kontrolden çıkmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarının devamı için en kritik görevin bu bacağı yönetmek olduğunu söyleyebiliriz. Bu yönetimin günlük siyasetin dışında tutulabilmesi adına “bağımsız merkez bankacılığı” söylemi ortaya çıkmıştır. Paranın miktarının, faizinin ve dolaşım hızının doğru oluşturulması; ülke para biriminin değerini (kurlar) ve istikrarını da tayin etmektedir. Merkez bankalarının bu süreçte önemli görevlerinden biri de döviz rezerv politikalarını yönetmektedir. Güçlü bir rezerv, istikrarlı bir kur için ön koşul olmakla birlikte toplumun merkez bankasına güvenini de artırmaktadır. Özetle merkez bankalarından ilk olarak beklenen yukarıda saydığımız araçları kullanarak, piyasadaki paranın miktarını ve faizini doğru konumlandırması ve güçlü bir rezerv politikası inşa etmesidir. Bu yapı kurulduktan sonra iletişim kanallarını kullanarak beklentileri yönetmek, tek başına olmasa da merkez bankalarının da önemli görev alanlarından biridir.

Maliye Politikası

Enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarının sürdürülebilir olmasında maliye politikalarının işlevi;

  • kısa vadede talebi dengelemek,
  • orta ve uzun vadede ise arzı artırıcı zemin hazırlamaktır.

Maliye politikalarının ilk ayağı olan kısa vadeli talebi dengeleme adımında kamu harcamalarının kısıtlanması ve vergi artışları akla gelen ilk uygulamalardır. Bu çerçevede bütçe açığı kontrolü, kamu harcama disiplinin sağlanması, vergi politikası, kamu ücret ve transfer fiyatlamaları, sosyal destekler gibi alanlar maliye politikasının etkin olduğu başlıklardır. Bununla birlikte yönetilen ve yönlendirilen ürünlerdeki fiyat artışları da enflasyon üzerinde önemli bir baskı kalemi olarak görülmektedir. Tüm bu alanların merkez bankasının para politikası hedefiyle uyumlu olması esastır. Mali disiplinin zayıf olduğu ekonomilerde, para politikası zaman içinde mali politikalara ayak uydurarak (bu durum mali baskınlık olarak adlandırılır) enflasyonla mücadeleyi daha zor hale getirmektedir. Maliye politikaları gaza basarken, merkez bankalarının frene basması gereksiz enerji israfı ve dengesizlikler doğurmaktadır. Sürecin uzaması genelde ayağın frenden çekilmesi ile sonuçlanmakta ve enflasyon canavarı şahlandırılmaktadır. Maliye politikaların orta ve uzun vadeli işlevleri arasında birazdan değineceğimiz yapısal reformlar ayağına destek de bulunmaktadır. Arzı artırıcı alanlara sağlanacak kredi imkânları ve vergisel teşvikler ilk akla gelen uygulama alanlarıdır. Özetle maliye politikalarının temel işlevi, kamu eliyle enflasyona sebep verecek talep artışının önüne geçmek, yönettiği ve yönlendirdiği ürünlerdeki fiyat artışları ile enflasyonu beslememek ve sağladığı teşviklerle arzın artışına destek olmaktır.

Yapısal Reformlar

Enflasyonla mücadele ve devamında aslolan fiyat istikrarını sağlama ve kalıcı hale getirilmesinde en önemli bacaklardan biri yapısal reformlardır. Yapısal reformlar para politikasının (merkez bankasının bağımsızlığı) ve maliye politikasının (şeffaf, öngörülebilir ve denetlenebilir bütçe) hedeften sapmasını engelleyici hukuki düzenlemelerden, arzın istikrar kazanmasını sağlayacak nitelikli istihdam ve altyapı düzenlemelerine kadar çok geniş bir alanı kapsamaktadır.

  • Türkiye’de özellikle gıda fiyatlarının diğer ülkelere göre öngörülemez ve çok dalgalı olmasını engelleyecek olan tarımsal planlamaları,
  • işgücünün daha nitelikli hale getirilmesini sağlayacak eğitim reformlarını,
  • daha fazla yabancı yatırımcı çekebilmek için mülkiyet hakkını ve adil rekabeti önceleyen hukuki düzenlemeleri,
  • maliyet avantajı için enerji ve lojistik altyapıyı güçlendirmeyi,
  • veri güvenilirliğini artırarak öngörülebilir bir ekosistem oluşturmayı

başlıca yapısal reformlar olarak sıralamak mümkün. Yapısal reformların temel amacı; maliyet enflasyonunu azaltmak, arz kapasitesini büyütmek ve istikrara kavuşmasını sağlayarak kalıcı fiyat istikrarına ulaşmaktır. Enflasyonla mücadelede ülkemizde en çok aksayan bacaklardan biridir.

Toplumsal Mutabakat ve Beklentiler

Bir ekonomide paydaşların ortaya konan programa ve hedeflere inanması, programın başarıyla yürütülmesini ve hedeflere ulaşılmasını kolaylaştırır. Paydaşların inancını artırmak içinse uygulanan programın öncelikle ortak ve ulaşılabilir bir hedefe işaret etmesi, şeffaf, öngörülebilir, tutarlı ve sorgulanabilir olması ön koşuldur. Bu koşulları sağlayan bir programın oluşturulduktan sonra programın toplumda kabul görmesini sağlayacak üç koşul vardır. Bunlar:

  • Programın uygulanması yönünde güçlü bir irade,
  • Güvenilir bir iletişim politikası,
  • Kademe kademe gerçekleşen ara hedefler.

Bu üç koşulun sağlanması; beklentilerin çıpalanmasını ve enflasyonda atalete neden olan psikolojinin kırılmasını sağlayarak dezenflasyonist sürecin hızlanmasını sağlayacaktır. Özetle; beklentilerin gerçeği şekillendirici etkisi görülecektir.

Sonuç: “Enflasyon Tek Araçla Düşmez”                     

Enflasyonla mücadele dört bacaklı bir masayı dengede tutmaya benzer. Bu bacaklardan para ve maliye politikası daha çok talep enflasyonunu, yapısal reformlar maliyet enflasyonunu, toplumsal mutabakat ise beklenti enflasyonunu hedef alır. Bu masanın bacakları sürekli hareket halinde uzayıp kısalan bir yapıya sahiptir. Bu uzama ve kısalmalar her zaman istem dışı olmayıp, politika yapıcıların ekonomideki enflasyon dışındaki hedefleri destekleme adına bilinçli bir şekilde gerçekleştirdikleri aksiyonlar olabilir. Amaç masa üzerinde bulunan fiyat istikrarı küpünü masa üzerinde tutmaktır. Küp masa üzerinde tutulduğu sürece bu hareketler ekonomiye dinamizm katabilir. Ancak unutulmamalı ki; bir bacak dengesizse masa sallanır, iki bacak dengesizse masa devrilir.  Masanın dengede kalabilmesi için bir bacak uzadığında ya da kısaldığında diğer bacakların da buna ayak uydurması esastır. Ancak tüm bacaklar yanlış yönde eş güdüm halinde uzuyor ya da kısalıyorsa, masa dengede olsa bile bunun sonucu hiperenflasyon ya da deflasyon olabilir. Bu nedenle masanın bacak uzunluklarının, standartların dışına çok fazla çıkmaması gerekir.

Enflasyonla mücadelede en büyük yanılgı, tek bir politika bacağının doğru konumlanmasının yeterli olacağı inancıdır. Para politikası sıkılaştırılırken maliye politikası gevşek kaldığında ya da yapısal reformlar ihmal edildiğinde, uygulanan programlar ya başarısız olmakta ya da geçici sonuçlar üretmektedir. Özetle enflasyonla mücadele, iyi konumlanmış bir orkestra şefi öncülüğünde gerçekleşen bir senfoni orkestrası gibidir. Tüm paydaşların aynı notadan çalması, bu senfoninin dinlenilebilir olmasının ön koşuludur.  

Üzeyir DOĞAN

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir