• Sayısı Binlerle İfade Edilecek Düzeyde Basın & Yayın Tecrübesi Finansal Piyasalar Uzmanı & EğitmenHakkındaYeni İçeriğimiz Yayında Şimdi İzlePiyasaları ve ekonomiyi ele aldığımız güncel video içeriklerimizi şimdi izleyin. Üzeyir Doğan"Doğru varlık dağılımı, servet biriktirmenin ve
bu serveti korumanın anahtarıdır." Finansal Piyasalar Uzmanı & Eğitmenİletişim
Üzeyir Doğan, eğitim ve danışmanlık çalışmalarını kurumların ve grupların ihtiyaçlarına göre planlamaktadır. Aşağıdaki yapı örnek bir haftalık akışı göstermektedir; tarih ve saatler talebe göre özelleştirilir.
Enflasyon neden mi sonuç mu? Enflasyonu besleyen temel sorunlar
Yüksek enflasyon yaşanan dönemlerde genellikle enflasyonun sonuçlarını konuşmak magazinsel olarak daha fazla ilgi görür. Zamlanan ürün fiyatları, alım gücünün düşmesi, hayat pahalılığı ve gelir adaletsizliği gibi toplumu huzursuz eden birçok etken enflasyonun bir sonucu olarak ortaya çıkar ve tartışılır. Bununla birlikte enflasyon da aslında tek başına bir neden olmaktan ziyade birçok birleşenin bir araya gelerek ortaya çıkardığı bir sonuçtur. O halde enflasyonu tek başına bir canavar olarak görmekten bir adım daha ileriye geçip, bu canavarı besleyen kaynakları irdelemek ve kurutmak öncelik olmalıdır. Aksi takdirde enflasyon sanki tek kaynaktan beslenen ve sorumlusu da tek bir merci gibi algılanan bir olgu haline dönüşür. Bu olgu fiyat istikrarını sağlama yönündeki iradenin baştan sakatlanması anlamına gelmektedir. Bugün Türkiye’de yaşadığımız durum büyük ölçüde böyledir. Toplum enflasyonun sebeplerini tam olarak algılayamadığında, hesap soracağı mercii de eksik ya da yanlış tayin etmektedir. Peki gerçekte enflasyon kim ya da kimler yüzünden artıyor?
Arz talep dengesizliği
Enflasyonu besleyen en önemli unsurlardan biri arz-talep dengesizliğidir. Bir ekonomide talep arzdan daha hızlı artarsa ya da arzda kesintiler yaşanacak olursa (bu konuya arz şokları başlığında daha detaylı değineceğiz) satıcılar fiyatları yükselterek daha fazla para verebilecek müşteriye yönelir. Bu durum arzın sınırlı olduğu ürünlerde doğrudan fiyat artışına neden olurken, diğer ürünlerde de buluşama yoluyla fiyat artışına neden olabilir. Basit bir örnekle piyasada beyaz eşya talebinin artığını, ancak üretimin aynı hızda artamadığını düşünün. Bu durum beyaz eşya fiyatlarını net bir şekilde yukarıya çekerken, kıymetli hale gelen bu ürünün nakliyesinden, montajına, sigortasından, aracılık gelirine ve hatta bu ürünleri almak zorunda kalan herhangi bir sektörde çalışan bir ücretlinin emeğinin karşılığına istediği tutarda da bir artış söz konusu olmaktadır.
Artan talepte çoğu zaman baş aktör kredi genişlemesi olsa da, kamu harcamalarının, yatırım ürünlerinin (kur, borsa, altın, faiz) getirdiği refah etkisinin ve ücret artışlarının da ön plana çıktığı dönemler söz konusu olmaktadır. Tüm bu gerekçeleri özetleyecek olursak talep enflasyonunun arzda bir kesinti olmadığı durumlarda, “Bol Para”+ “Sınırlı Ürün” denkleminden çıktığını söylemek yanlış olmaz. Çözümü ise nettir: Kısa vadede arzı artıramıyorsan, paranın miktarını azaltmak ve/veya maliyetini artırmak. Burada sorumluluk da merkez bankalarına düşmektedir.
Maliyet enflasyonu
Üretimde girdi maliyetlerindeki artışların neden olduğu ve yönetmesi görece zor olan alanlardan biri maliyet enflasyonudur. Bir ekonomide; hammadde, enerji, işçilik, çevresel faktörler, yasal düzenlemelere uyum, finansman, nakliye, döviz kuru vs. gibi birçok nedenden dolayı üretim maliyetlerindeki kalıcı artışlar, nihai ürün fiyatlarını da yukarıya çekmektedir. Burada bahse konu maliyetlerin kontrol altında tutulabilmesi, maliye ve para politikası ile birlikte eğer sorun kronik ise yapısal reformların devreye girmesi ile mümkündür. Özellikle hammadde ya da ara mamulde ithalata bağımlı olan ekonomilerde bu durumla sıkla karşılaşılmaktadır. İthal edilen ürün fiyatları ya da kur etkisi bu maliyet artışını beraberinde getirmektedir. Örneğin petrol fiyatlarındaki artışın etkisini sınırlama adına devreye alınan eşel mobil sistemi bir mali tedbir iken, hızlı artan kurun tansiyonunu düşürmek için atılacak faiz artışı para politikası alanına girmektedir. İthal edilen ürünlerin içeride üretilmesini sağlayacak irade ise yapısal çözüm olarak adlandırılabilir.
Gevşek Para Politikası ve Bol Para
Piyasadaki para miktarının artması, tıpkı pazardaki domates tezgâhının artmasının domatesin fiyatını düşürdüğü gibi, paranın değerini düşürür. Genellikle ekonomilerde her hangi bir sebeple zayıflama olduğunda akla gelen ilk çözüm piyasadaki paranın miktarını artırmak ve maliyetini (faizini) düşürmektir. Bu tedavi semptomların hafif ve geçici olduğu dönemlerde etkili olsa da daha ciddi sorunların olduğu dönemlerde asıl sorunu gizleyerek sorunun daha da büyümesine neden olmaktadır. Hafif ateşli bir hastaya verilen doğru dozajdaki parasetamol grubu ilaçlar, ateşin geçmesini ve hastanın kendini daha iyi hissetmesini sağlarken, karaciğer yetmezliği olan bir hastaya verildiğinde hastalığın daha ileri boyutlara taşınmasına neden olmaktadır. Parasal gevşeme de tıpkı parasetamol grubu ilaçlar gibi, doğru tanıda uygun doz ve kısa süreli kullanıldığında ekonomilere fayda sağlayabilir ancak bunu bir alışkanlık haline getirmek ve dozunu artırmak enflasyonu artıracaktır. Ülkemizde 2013 ve özellikle de 2016 sonrası başlayan ve pandemi döneminde artarak devam eden bol ve ucuz paranın getirdiği enflasyon bu sürece çok net bir örnektir. Bu konuda mesuliyet bağımsız olması beklenen merkez bankalarınındır. Unutulmamalı ki, kanunla kendisine fiyat istikrarı görevi verilen bir merkez bankasının, enflasyon hedefini tutturmadan, hükümetlerin büyüme ve istihdam politikalarına destek vermesi ciddi bir politika tutarsızlığıdır.
Beklentilerdeki bozulma
Enflasyonun kendi kendini besleyen bir canavara dönüşmesindeki en önemli etkilerden biri beklentilerdeki bozulmadır. Enflasyonun gelecekte daha yüksek seviyelere çıkacağı beklentisi, fiyatları olması gerekenden daha fazla artırmaya neden olurken, artan fiyatlar başlangıçta yüksek görülen beklentilerin gerçekleşmesine neden olmaktadır. Bu durum enflasyonun kendi kendini besleyen kehanete dönüşmesine neden olmaktadır. Bu algıyı yıkmanın tek yolu ise toplumun önüne ana hedefe giden yolda gerçekçi ara hedefler koyup, bu hedeflerin gerçekleştirilebilir olduğunu göstermek, başka bir ifade ile toplumda oluşan güven kaybını ortadan kaldırmak gerekmektedir. Çünkü güven ve beklentiler çoğu zaman hedefe ulaşmada kritik rol oynamaktadır. Bu konuyu Fiyat İstikrarı 1: “Kızılelma ve Psikolojik Güç” başlıklı yazımızda detaylı olarak incelemiştik. Beklenti yönetimi ise para ve maliye politikalarının eş güdümü altında yürütülmeli, enflasyonda kronik hale gelen problemlerin çözümü içinse daha yapısal alanlara yönelmek gerekmektedir.
Dolarizasyon ve kur geçişkenliği
Türkiye’de ticarette kullanılması gereken resmi para birimi Türk Lirası (TL) olmakla birlikte, alışverişi TL ile yapılan birçok ürünün arkasında dolar ve euro başta olmak üzere yabancı para bulunmaktadır. Örneğin benzin TL ile alınmakta ama ana belirleyici petrolün varil fiyatı ve dolar kuru olmaktadır. Bir bilgisayar aldığımızda ödemeyi TL olarak yapsak da biliyoruz ki arkada “1000 dolar * o günkü dolar/TL” kuru gibi bir mantık çalışmaktadır. Türkiye resmiyette tek para birimli bir ekonomi olsa da uygulamada fiyatların belirlenmesinde dolar ve euro, TL’den daha belirleyicidir. Bu nedenle kur artışlarının enflasyon üzerindeki etkisi çok belirgindir. İthal girdi ile elde edilen ürünlerin fiyatları kur artışından doğrudan etkilerken, kurlar ile doğrudan hiçbir işi olmayan bireylerin ürettikleri ürün ve hizmetlerde de fiyat artışı görülmektedir. Örneğin mahalle berberinin maruz kaldığı hiçbir maliyet kaleminde kur etkisi olmadığını ancak berberin dışında kalan dünyada domates, beyaz eşya, araba, mobilya vs gibi ürünlerde fiyatların kurlar kaynaklı artış yaşadığını düşünün. Böyle bir senaryoda dövizle hiçbir işi olmayan berberin yaşam maliyetlerindeki artış, onun da fiyatlarını artırmasını zorunlu kılacaktır. Bu nedenle “kurlar artıyorsa berbere ne?” sorusu hamasi bir söylem olarak ortaya çıkmaktadır. Kurların yönetiminde ise dozu iyi ayarlanmış bir para politikası yönetimi gerekmekte, bunun için de adres merkez bankalarını işaret etmektedir.
Arz şokları: Savaşlar, doğal afetler ve politik tercihler
Savaşlar, doğal afetler ya da politik tercihler gibi nedenlerle tedarik zinciri kopması ya da üretimin durması, ilgili mallarda fiyatların hızla yükselmesine neden olmaktadır. Bunu yakın dönemde en net olarak Ukrayna-Rusya savaşı ve Ortadoğu’daki İran-İsrail-ABD savaşı sürecinde yaşadık. Petrol, doğalgaz, tahıl, gübre gibi ürünler gerek üretimlerin durması gerekse de tedarik yollarında yaşanan sıkıntılar nedeniyle küresel ölçüde daha pahalı hale geldi. Bu ana girdi kalemlerinde yaşanan yüksek fiyat artışları birçok alt ürün grubunda da maliyet artışına ya da üretime ara verilmesine neden oldu. Hükümetler fiyat artışlarının etkisini azaltma adına bazı vergisel düzenlemeleri hayata geçirirken, alternatif kaynak arayışları da hız kazandı. Fiyat artışlarının bu tür şoklardan kaynaklanması, ekonomi politikaları aracılığıyla çözümü de zorlaştırmaktadır. Maliye politikaları ile bu hasar aza indirilmeye çalışılsa da sürenin uzaması, bu çözüm yollarının başka mali sorunlar doğurmasına neden olmaktadır. Örneğin yapılan bir vergi indirimi, kamuda gelir kaybına ve dolayısıyla bütçe açığına, bütçe açığı kıt kaynakların kamu tarafından daha fazla talep edilerek özel sektörün dışlanmasına ve finansman maliyetlerin artmasına yol açabilmektedir.
Yapısal sorunlar
Türkiye’de enflasyonun kronikleşmesinde ve öngörülerde sürekli sapma yaşanmasında, ekonomi politikalarıyla kısa vadede değiştirilemeyecek, yapısal sorunlar olarak adlandırdığımız etkenler yer almaktadır. Bu sorunların çözüm yeri çoğu zaman TCMB ya da Hazine ve Maliye Bakanlığı olmasa da muhatabı genellikle ilk sırada TCMB ve devamında Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak görülmektedir. Düşük tasarruf oranı, hammadde ve ara mallarda dışa bağımlılık, katma değeri düşük üretim, verimsizlik, beşeri sermaye sorunu, tarımsal planlama eksikliği, eğitim-sağlık gibi alanlarda kontrol dışı fiyatlama eğilimi Türkiye özelinde yapısal sorunlar olarak sıralanabilir. Bu sorunların bazıları sürekli olarak enflasyon üretirken, bazılarında ise mevsimsel/dönemsel (kuraklık, don, kur hareketleri vs) yaşanan şoklar enflasyon öngörüsünü ve trendini bozmaktadır. Türkiye’de enflasyonu kalıcı hale getiren temel unsurlar bunlar iken, çözümü sadece TCMB’nin para politikasında aramak sorumluluktan kaçmaktır. Para politikasının ve maliye politikasının enflasyonist etkileri azaltma konusunda başarılı olduğu dönemler olsa da kalıcı fiyat istikrarını sağlayacak olan yapısal reformlardır. Özetleyecek olursak Orman Genel Müdürlüğü’nün yaz aylarında insan kaynaklı oluşan orman yangınlarına dikkat çekmek için kullandığı “elinle yaktığın ateşi gözyaşınla söndüremezsin” cümlesini enflasyona uyarlayacak olursak “yapısal sorunlarla oluşturduğun enflasyonu tek başına para politikası ile çözemezsin” demek yanlış olmaz sanırım. Yapısal sorunlara çözüm bulmak para ve maliye politikalarının çok üzerinde bir siyasi irade ve toplumsal destek gerektirmektedir. Siyasetçinin ve toplumun bu alana neden çok fazla girmek istemediğiniFiyat İstikrarı 4: “Enflasyon Yenilince Ne Olacak?” başlıklı bölümde irdeledik.
Seçime odaklı maliye politikaları
Demokratik olgunluğun düşük olduğu, yeterli denetim mekanizmalarının kurulmadığı ve hesap verilebilirlik düzeyinin düşük olduğu toplumlarda siyasetçinin öncelikli amacı, günü kurtarmak ve devamında seçimi kazanmak olabilmektedir. Bu tür toplumlarda bağımsız olduğu düşünülen merkez bankaları bile çoğu zaman asıl hedef ve kanunla kendisine verilen sorunluluk olan “fiyat istikrarı” rotasından çıkabilmekte, maliye politikaları ile birlikte siyasetçinin öncelikli amacı olan seçimi kazanma sürecine destek olabilmektedir. Kısa vadede büyüme, istihdam ve refah artışı getiren bu politikalar, yarın değil hemen şimdi mutlu olmak isteyen toplumda da olumlu karşılık bulmaktadır. Bu tür toplumlarda bireysel mutluluk (çoğu zaman bir yanılsama olsa da) toplumun topyekûn refah artışı yaşamasının önüne geçmektedir. Vergi borcu affedilen, rasyonel olamayacak kadar düşük faizle kredi çeken, erken emekli olan, imar affı alan ya da ekonomik gerçekliklerle uyuşmayan oranda zam alan vatandaş bu işlerin yanlış olduğunu bilse bile ses çıkarmamakta hatta kendi çıkarına yönelik en büyük yanlışı vaat eden kim olursa onun yanında saf tutmaktadır. Yanlış kurgulanan ya da yanlışa yönlendirilen kamu politikalarının neden olduğu yüksek kamu harcamaları ve bütçe açıkları talep kanalıyla enflasyonu artırırken, orta ve uzun vadede oluşan açıkları kapatmak için yapılan vergi artışları da maliyet kaynaklı enflasyonu tetiklemektedir. Bu kanaldan enflasyonu artırıcı önemli bir husus da özellikle seçim zamanları ortaya çıkan ücret-enflasyon sarmalıdır. Enflasyonun çok üzerinde artan ücretler, enflasyona neden olmakta artan enflasyon ise yeniden yüksek ücret artış beklentilerini beraberinde getirmektedir. Maliye politikalarının neden olduğu enflasyonu tek başına para politikası ile dizginlemek ise çoğu zaman mümkün olmamaktadır.
Enflasyon yanlış tercihlerin bir sonucudur
Yukarıda saydığımız sebeplerin bazen biri ya da bir kaçı bazense hepsi birlikte gündeme gelerek enflasyonu oluşturmaktadır. Bu sebeplerin önem sırası enflasyonun yaşandığı döneme göre değişebilmektedir. Bu nedenle en önemliden en önemsize doğru bir sıralama yapıldığı algısı oluşmamalı, değerlendirme yapılırken içinde bulunulan dönemin özellikleri dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte, yanlış para ve maliye politikası ile Türkiye özelinde olduğu gibi yapısal sorunlar çoğu zaman diğer sebepleri de tetikleyen, enflasyonun ana sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Enflasyona sebep olan bu etkenlerin birlikte değerlendirilmesi ve fiyat istikrarının sağlanması için ilgili alanlarda topyekûn bir mücadele esastır. Dezenflasyon sürecine destek sunması gereken alanlardan birinin dahi aksaması fiyat istikrarına erişme sürecini uzatmakta ya da hedeften uzaklaştırmaktadır. Enflasyona sebep olan yukarıdaki bu başlıkları da dikkate aldığımızda, enflasyonla mücadelede;
Para Politikası
Maliye Politikası
Yapısal Reformlar
Toplumsal Mutabakat (Beklentiler)
eş güdüm halinde çalışmalıdır. Bu bacaklardan birinin dahi aksaması ya da gereğinden fazla uzaması masanın dengesini bozmakta ve fiyat istikrarının zarar görmesine neden olmaktadır.
Bir sonraki bölümde bu 4 bacağın işleyiş esaslarını ve fiyat istikrarı üzerindeki etkilerini irdeleyeceğiz.
TÜFE Bülteni Nasıl Okunur? Enflasyonu Doğru Yorumlamanın Anahtarı
TÜİK her ayın başında enflasyon rakamlarını açıklıyor. Peki, bu rakamlar bize ne anlatıyor? Enflasyon artıyor, düşüyor ama hangi ürünler buna sebep oluyor? Aylık, yıllık, bir önceki yılın aralık ayına göre ve 12 aylık ortalamalara göre kavramları ne ifade ediyor? Enflasyona ezilmemek için maaşım ve kiram ne kadar artmalı?
Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), hanehalklarının nihai tüketim amacıyla satın aldığı mal ve hizmetlerin fiyatlarının zaman içindeki değişimi ölçen bir göstergedir. Ağırlık ve miktarların sabit olduğu (TÜİK her yıl bu rakamlarda değişiklik yapar) belirli bir mal ve hizmet sepetinin dönem içinde fiyat değişimleri bu endekse yansıtılmaktadır.
Bunu bir örnek ile gösterecek olursak, her ay aynı kahvaltıyı yaptığınızı hayal edin. Aşağıdaki tabloda her ay düzenli olarak yaptığınız kahvaltıda masanızda yer alan kahvaltılık ürünlerin yer aldığı bir “Kahvaltılık Endeksi” oluşturulmuştur. Buradaki ürünlerin beş aylık döneme ilişkin fiyat bilgileri de tabloda görülmektedir. İlk ay toplam fiyat 1.580 TL olurken, bir sonraki ay buradaki ürünlerin toplam değeri 1.675 TL olmuştur. Sonraki dönemlerin toplamları da tabloda yer almaktadır.
Tabloda yer alan “Endeks Değeri” satırı ise toplam fiyatın zaman içerisindeki oransal değişimini ölçmek için kullandığımız bir göstergedir. İlk ay toplam değeri olan 1.580 TL, oluşturduğumuz bu endeksimizde 100 olarak kabul edilmiştir. Endeks oluşturmalarda genelde başlangıç rakamı 100 olarak kullanılmakla birlikte, bu rakam endeksi oluşturan tarafından dilediği şekilde belirlenebilir. Daha sonraki aylar için endeks değeri; “1.580 = 100 ise 1.675 ( ve sonrasında 1.610 – 1.700 – 1.735) kaç eder?” hesabıyla ikinci ay “1.675*100/1.580”, üçüncü ay “1.610*100/1.580” şeklinde devam eden formüllerle hesap edilmiştir. “Aylık Değişim” ise ilgili aydaki değerin bir önceki ayki değere bölünmesiyle ortaya çıkan yüzdesel oranı göstermektedir. Bu oran, toplam tutar ya da endeks değerleri üzerinden de hesaplanabilmektedir.
TÜİK tarafından açıklanan TÜFE kapsamında hanehalklarının bireysel tüketim harcamaları; “gıda ve alkolsüz içecekler”, “alkollü içecekler, tütün ve tütün ürünleri”, “giyim ve ayakkabı”, “konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar”, “mobilya ve ev eşyaları”, “sağlık”, “ulaştırma”, “bilgi ve iletişim”, “eğlence, dinlence, spor ve kültür”, “eğitim hizmetleri”, “lokantalar ve konaklama hizmetleri”, “sigorta ve finansal hizmetler” ve “çeşitli mal ve hizmetler” olmak üzere 13 ana harcama grubu altında sınıflandırılmaktadır. Bu harcama grupları altında 2026 itibariyle, hanehalkının tüketim alışkanlıklarını en iyi şekilde yansıttığı düşünülen 972 farklı kalem bulunmaktadır.
Yukarıdaki Kahvaltılık Endeksi’nden farklı olarak TÜFE için hazırlanan sepette, bu 13 ana harcama grubunun ve bu gruplarda yer alan 972 kalemin hepsinin birer ağırlığı bulunmaktadır. Bahsi geçen bu 972 kalem ürünün fiyatlarındaki değişim oranlarının ve sepet içindeki ağırlıklarının çarpımlarının toplamı (basit bir mantıkla gösterecek olursak TÜFE = Σ (Ağırlık × Fiyat Değişimi)) aylık TÜFE rakamını vermektedir. Ana harcama gruplarının ağırlıklarına ve endeks üzerindeki etkilerine bir önceki bölümde değinmiştik. İlgi duyanlar “Enflasyon Nedir? TÜFE Nasıl Hesaplanır?” başlıklı bölümü okuyabilirler.
Yapılan bu hesaplamalar sonunda toplam ürün sepetinin fiyatında olan değişimleri gösteren aşağıdaki şekilde bir endeks serisi oluşturulmuştur. Kahvaltılık Endeksi örneğinde ilk ay rakamı 100 olarak kabul edilirken, TÜİK tarafından açıklanan yeni seri TÜFE’de 2025 yılı ağırlıklı fiyat toplamını gösteren ayların ortalama değeri 100 olarak alınmıştır. (Tablodaki mavi satırın ortalaması =100)
Bu tabloya göre 2025 yılında ortalama 100 TL olan bir harcama sepeti, geriye gidilerek 2005 yılı ocak ayında alınmış olsaydı 3,60 TL olarak gerçekleşecekti. Aynı sepet 2026 yılı mart ayında ise 121,47 TL olmuştur.
TÜİK tarafından her ayın 3.’de (tatil gününe denk gelmesi durumunda izleyen ilk iş günü) açıklanan TÜFE Bülteni’nde ilk parağrafta TÜFE’nin, aylık, bir önceki yılın aralık ayına, bir önceki yılın aynı ayına ve on iki aylık ortalamalara göre değişimine yer verilmektedir. Aşağıdaki tablo Mart 2026 TÜFE Bülteni’ne aittir ve ilgili ayın önceki iki yıllık dönemi de karşılaştırma yapmak amacıyla paylaşılmaktadır.
Tabloda en son değeri gösteren Mart 2026 rakamları için;
Bir önceki aya göre değişim oranı (AYLIK) ; (Mart 2026 / Şubat 2026-1)*100 formülü ile (121,47 / 119,16-1)*100= 1,94
Bir önceki yılın Aralık ayına göre değişim oranı (YILBAŞINA GÖRE); (Mart 2026 / Aralık 2025 -1)*100 formülü ile (121,47 / 110,39-1)*100= 10,04
Bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı (YILLIK); (Mart 2026 / Mart 2025 -1)*100 formülü ile (121,47 / 92,82-1)*100= 30,87
Yıllık enflasyon hesaplanırken yalnızca son ay yaşanan fiyat artışları değil, aynı zamanda geçen yılın aynı dönemindeki fiyat seviyesi de kritik olmaktadır. Örneğin önceki yılın aynı döneminde fiyatlar çok hızlı artmışsa, bu yıl fiyat artışları devam etse bile yıllık enflasyon rakamlarında düşüş görülebilir. Bunun aksi de mümkündür. Örneğin önceki yılın aynı döneminde çok düşük bir enflasyon rakamına denk geldiğinde, aylık enflasyon ılımlı seyretse bile yıllık enflasyonda yükselişler söz konusu olabilir. Bu nedenle yıllık enflasyondaki düşüş her zaman enflasyonun gerçekten yavaşladığı anlamına gelmeyebilir. Bu durum “baz etkisi” olarak adlandırılır ve yıllık enflasyonun yorumlanmasında en kritik unsurlardan biridir. Bu nedenle enflasyondaki gerçek eğilimi anlamak isteyen biri için aylık enflasyon ve çekirdek göstergeler, yıllık enflasyona kıyasla daha sağlıklı sinyaller sunar.
On iki aylık ortalamalara göre değişim oranı; son 12 ayın ortalaması (X) ile bir önceki 12 ayın ortalamasının (Y) karşılaştırılmasıyla hesaplanır. (X / Y-1)*100 formülüyle on iki aylık ortalamalara göre değişim bulunur. (107,03 / 80,58 -1)*100 = 32,82
On iki aylık ortalamalara göre değişim ülkemizde yasal olarak kira artış oranını da belirleyen rakamdır. Kira kontrat süresinin dolduğu ay yukarıdaki hesap mantığı ile on iki aylık ortalamalara göre değişim hesaplanarak yasal kira artış oranı bulunmaktadır.
Ücret artışlarında ise genellikle yıllık enflasyon ya da altışar aylık enflasyon rakamları baz alınmaktadır. Bu çerçevede senede sadece bir kez maaş zammı alan bir çalışan ilgili aydaki yıllık enflasyonu baz alarak bir karşılaştırma yapabilir. Senede iki defa maaş zammı alan çalışan, emekli ya da memur ise altışar aylık dönemleri dikkate alarak zam oranı hakkında değerlendirme yapmalıdır. Örneğin temmuz ayında 6 aylık dönem için zam alan bir çalışan için ocak-haziran dönemi enflasyon oranı üzerinde bir rakam makul kabul edilebilir. Bu ilk 6 aylık dönem için yukarıda yer alan TÜFE tablomuzdaki
(haziran endeks değeri / aralık endeks değeri -1)*100
formülü ile hesap edilebilir. Aynı çalışan yılsonunda bir kez daha maaş zammı alacak olursa,
formülüyle belirlenen 6 aylık dönem enflasyonunu karşılaştırma ölçütü almalıdır. Bununla birlikte yalnızca geçmiş enflasyona bakarak yapılan ücret artışları, enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde alım gücünü korumakta yetersiz kalabilir. Bu nedenle ücretlerde beklentiler ve gelecekteki enflasyon eğilimi de dikkate alınmalı ve dezavantajlı kesimler için bir refah payı eklenmelidir.
Bültenin ilerleyen bölümlerinde TÜFE yıllık değişim oranları (%) grafiksel olarak gösterilmektedir. Mart 2026 itibariyle Yıllık TÜFE’nin son iki yıllık seyri aşağıdaki şekildedir.
Bu grafiğin altında ise ana harcama gruplarının yıllık ve aylık olarak değişim oranları ve genel endeks değişimine katkıları verilmektedir.
Yukarıdaki tabloda yıllık TÜFE rakamı %30,87 olarak gösterilmiştir. Tablonun sol kısmında ana harcama gruplarında gerçekleşen yıllık fiyat artışları, sağ tarafta ise yıllık %30,87 olarak gerçekleşen TÜFE’ye hangi kalemin ne kadarlık katkı sağladığı görülmektedir. Örneğin “Gıda ve alkolsüz içecekler” kaleminde yıllık artış %32,36 olurken, bu artış %30,87 olarak gerçekleşen yıllık enflasyonun 8,25 puanını oluşturmuştur. Sağ taraftaki tüm katkıların puan olarak toplamı ise ilk satırda yer alan TÜFE rakamını vermektedir. Bu bölümün hemen altında aynı tablo aylık gerçekleşmeler olarak yer almaktadır.
Bültenin son bölümünde ise özel kapsamlı TÜFE göstergeleri ve değişim oranları (%) tablo olarak sunulmaktadır. Bu tablodaki veriler gıda, enerji, alkollü içecekler ve tütün gibi fiyatları dönemsel olarak oynaklık gösteren veya fiyatları kamu tarafından yönetilen kalemlerin manşet enflasyondan arındırılarak, fiyatlardaki kalıcı eğilimin ölçülmesini sağlar. Buradaki verilerin temel amacı, TCMB’nin para politikası ile doğrudan kontrol edemeyeceği geçici şokların etkisini çıkararak TCMB’nin para politikasının yönünü belirlemeye yardımcı olmaktır.
TÜFE bülteni yalnızca fiyatların ne kadar arttığını gösteren bir gösterge değildir. Burada bahsi geçen rakamların tamamı ekonominin sağlığına dair önemli sinyaller verirken, sadece manşet rakama odaklanmak eksik bir bakış açısı sunmaktadır. Rakamların ne anlattığını daha iyi yorumlayabilmek için aylık değişimler, yıllık oranlar, ana harcama gruplarının katkıları ve özel kapsamlı göstergeler birlikte değerlendirilmelidir.
Aylık enflasyon rakamları, fiyatlardaki güncel eğilimi anlamak açısından en önemli gösterge olmakla birlikte, enflasyonun hangi kalemlerden kaynaklandığını analiz etmek, fiyat artışlarının geçici mi yoksa kalıcı mı olduğunu ayırt etmek için ana ürün gruplarındaki değişimler ve özel kapsamlı göstergeler daha yakından analiz edilmelidir. Özellikle TCMB’nin para politikasının oluşumunda manşet rakamlardan ziyade buradaki ayrıntılar çok daha önemli olmaktadır. Açıklanan TÜFE bültenine bütüncül bir bakış açısıyla bakacak olursak, burada yer alan
Aylık enflasyon: Fiyatlardaki güncel eğilimi
Ana harcama grupları: Enflasyonun kaynağını
Özel kapsamlı göstergeler: Enflasyon eğiliminin kalıcı olup olmadığını
gösterir. Yıllık enflasyon ise bir çok hesap için referans oluştursa da baz etkisi nedeniyle tek başına yanıltıcı olabilir.
Sonuç olarak, enflasyonu anlamak, açıklanan manşet rakamı bilmek değil; o rakamın neden oluştuğunu ve nereye gittiğini okuyabilmektir. Bunun için de aylık rakam, ana ürün grupları ve özel kapsamlı göstergeler önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle enflasyonu anlayabilmek için sorulması gereken doğru soru “enflasyon kaç?” değil, “enflasyonu buraya getiren etkenler nelerdir ve enflasyon nereye gitmektedir?” olmalıdır.
Bugün Türkiye’de bir sokak anketi yapsan ve “Türkiye’nin en önemli problemi nedir?” desen, muhtemelen cevaplarda ilk sırayı enflasyon alacaktır. Buna karşın “enflasyon nedir?” diye sorsan çok küçük bir kesim enflasyon tanımını yapabilecek, nasıl hesaplandığını sorsan cevap bulmak belki günler alacaktır. Benzer bir soruyu, geçmişte cari açığın çok büyük bir problem olarak algılandığı dönemlerde üniversitelerde verdiğim seminerlerde sormuş, cevap olarak da neredeyse hepsinde tek ses “cari açık” cevabını almıştım. Öğrencilerin Türkiye’nin sorununun ne olduğunu bilmesine sevinmekle birlikte, ülkemizin çok güzide üniversitelerinde cari açığın ne olduğunu tam anlamı ile bilen bir öğrenciyle karşılaşamamış olmak da bir o kadar üzmüştü. Bu nedenle bu kavramların ne olduğunun kitaplar dışına çıkarılarak belki de yüzde yüz netlikte olmasa bile daha basit bir dille anlatılması zarureti olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde bilgi olmadan ortaya çıkan fikir genellikle başkalarının bize dayattığı şeyler olmaktadır. Ne olduğunu, nasıl hesaplandığını bilmediğin bir rakamın sorun olduğunu bilmek, sana “Bu, büyük bir sorun!” diye yapılan diktelerin sonucudur. Bu her zaman doğru olmayabilir ve bilmeyen bir toplumun manipüle edilmesi çok daha kolaydır.
Enflasyon en temel tanımıyla, bir ekonomideki mal ve hizmetlerin fiyatlarında gözlenen sürekli ve genel kapsamlı artışı ifade eder. Tanımdan yola çıkarsak enflasyon,
fiyat artışlarında bir süreklilik olmasını,
tek tek ürün fiyatlarından ziyade ürünlerden oluşan sepette genel kapsamlı bir artış yaşanmasını
ifade eder. Dolayısıyla tek seferlik fiyat güncellemeleri ya da yalnızca belirli ürünlerde (örneğin ekmek veya benzin) yaşanan artışlar, tek başına enflasyon olarak değerlendirilmez. Ancak bu artışlar zamanla diğer ürünlere yayılırsa enflasyonist sürecin parçası haline gelebilir.
Enflasyon: Sadece fiyat artışı mı?
Hane halkının maruz kaldığı enflasyonu ölçen gösterge, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) olarak adlandırılmaktadır. TÜFE, hane halkının harcama alışkanlıkları dikkate alınarak oluşturulan bir ürün sepetinin (sepetin yapısı dönemsel olarak güncellenmekle birlikte, kısa vadede sabit kabul edilerek fiyat değişimleri ölçülür) ürünlerin fiyatlarındaki saf değişimden ne ölçüde etkilendiğini gösterir. Bu sepette yer alan ürünlerin fiyatlarının:
Tamamı artabilir,
Tamamı düşebilir,
Ya da bazıları artarken bazıları düşebilir veya sabit kalabilir.
Burada önemli olan, bu değişimlerin ağırlıklı ortalama etkisidir.
Aşağıdaki tabloda 2026 yılı itibariyle TÜİK tarafından hesaplanan hane halkı harcamalarında yer alan ana kalemler ve bu harcama gruplarının toplam harcamalar içinde aldığı pay görülmektedir. Bu tabloya göre 2026 yılında hane halkının her 100 TL’lik harcamasının 24,44 TL’si gıda ve alkolsüz içeceklere ayrılmaktadır. Dikkat edilirse burada yapılan harcamalar esas alınmakta, hane halkının gelirinin ne olduğuna bakılmamaktadır.
Tabloda da görüldüğü üzere hane halkının harcamalarının neredeyse dörtte birlik kısmını gıda ve alkolsüz içecekler oluşturmaktadır. Bu nedenle bu kalemdeki değişim aylık enflasyon üzerinde de belirgin bir etkiye sahiptir. Bir örnekle açıklamak gerekirse
gıda ve alkolsüz içecekler kaleminde aylık artışın %5 olduğu
diğer tüm kalemlerde fiyatlarda hiçbir değişiklik olmadığı varsayımında
aylık TÜFE, 24,44 X 0,05 (gıda ve alkolsüz içecek ağırlığı X ilgili kalemdeki aylık % değişim oranı) 1,22 puan artmaktadır. Bu %5’lik artış sadece eğitim kaleminde gerçekleşseydi TÜFE 2,02*0,05 hesabından sadece 0,1 puan artacaktı. Buradan da görüldüğü üzere artışın hangi ürün grubunda olduğu ve ne oranda olduğu enflasyon rakamını belirlemektedir.
Aylık Enflasyon Nasıl Hesaplanır?
Aşağıdaki tabloda Şubat 2026 aylık TÜFE gerçekleşmesi görülmektedir. Tablodan gidecek olursak şubat ayında gıda ve alkolsüz içecekler kalemindeki ürünlerin ortalama fiyat artışı %6,89 olarak gerçekleşmiştir. Bu kalemin toplam TÜFE içindeki ağırlığı (24,44) ile değişim oranı (%6,89) çarpıldığında ortaya çıkan 1,68 bu kalemin aylık TÜFE’ye etkisini göstermektedir. Bu şekilde ortaya çıkan tüm kalemler toplandıktan sonra ortaya çıkan %2,89 kalemi ise TÜFE’nin şubat ayındaki aylık artış oranını vermektedir. Matematiksel olarak ifade edecek olursak TÜFE = Σ (Ağırlık × Fiyat Değişimi) olarak gösterilebilir.
Dikkat edilirse burada kalemler belirli bir grubun ya da zümrenin harcama alışkanlıklarını değil toplumun genel harcama alışkanlığını yansıtmaktadır. Bu nedenle TÜFE bireysel deneyime dayalıbir tecrübe, kanaat ya da yaşam maliyeti ile hesaplanabilecek bir gösterge değildir. Aksine TÜFE, ortalama tüketiciyi temsil eden istatistiksel bir göstergedir. Hissedilen enflasyonun ve enflasyon beklentilerinin farklılık göstermesinde bu sepetin içeriğinin ve ağırlıklarının kişiden kişiye değişmesi ve harcamaların farklı lokasyonlarda yapılması etkili olmaktadır.
Örneğin;
Alkol ve tütün tüketen biri ile tüketmeyen birinin enflasyonu farklıdır.
Küçük bir şehirde yaşayan biri ile İstanbul’da yaşayan birinin maruz kaldığı fiyat değişimleri de aynı değildir.
Örneğin bizim evde eşim, kızım, ben ve bir de Paşa isimli kedimiz bulunuyor. Enflasyon;
Kızım için okul kantininde ve mahalle bakkalında satılan ürünlerin (o da sadece dikkatini çekenlerin) fiyatlarındaki değişimden oluşurken,
Eşim için evde tükettiklerimiz, dışarıda yemek, hazır giyim, kozmetik vs ağırlık kazanıyor,
Benim için dışarıda yemek, benzin ve faturalar ağırlığı oluşturmaktadır.
Paşa içinse mama, ödül maması, kum sepetin ağırlığını oluşturmaktadır.
Yani bizim evde bile 4 ayrı enflasyon sepeti bulunurken bir de evimizin toplam ürün sepeti bulunmaktadır. Bunu genişletecek olursak sitede oturan 500 ayrı kişi, 100 ayrı daire, 3 ayrı blok ve 1 site için enflasyon hesabı çıkarmak mümkün. Bunu sokak, mahalle, ilçe, şehir, bölge, ülke ölçeğinde takip ettiğinizde birbirinden farklı ürün grupları ve farklı ağırlıkları olan milyonlarca enflasyon sepeti oluşturmak mümkün. Başta da ifade ettiğimiz gibi TÜFE, ülke genelinde hane halkı tüketim yapısı dikkate alınarak hesaplanan, tüm ülkeyi ve tüm gelir gruplarını kapsayan temsili bir yapıdır. Özelde seni, beni değil ama toplumun genel yapısını yansımaktadır.
Bir sonraki yazımızda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından her ayın 3.’nde (tatil gününe denk gelmesi durumunda izleyen ilk iş günü) açıklanan aylık TÜFE Bülteni’ninde yer alan
TÜFE endeksi
Bir önceki aya göre değişim oranı
Bir önceki yılın Aralık ayına göre değişim oranı
Bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı
On iki aylık ortalamalara göre değişim oranı
gibi kavramlara ve bültenin bize ne anlatmak istediğine değineceğiz.
Finansal danışmanlık; ekonomik gelişmeleri makro çerçevede ele alarak, mikro düzeyde şirketlerin mali yapısı üzerindeki etkilerini analiz eden, bu sayede kârlılığı artırmaya yönelik stratejiler geliştirmeye yardımcı olan profesyonel bir hizmettir. Amaç; şirketin finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek ve daha sağlıklı kararlar almasını sağlamaktır.
Not: Kurumsal yatırımcılara sunulan bu hizmet yatırım danışmanlığı değildir; sermaye piyasası araçlarına yönelik al-sat tavsiyesi içermez.
Evet. Finansal danışmanlık tamamen şirketin mevcut durumu, sektörü ve hedeflerine göre şekillendirilir. Her işletmenin finansal yapısı farklı olduğu için standart bir çözüm yerine kişiye (şirkete) özel analiz ve strateji oluşturulur.
Hayır. Finansal danışmanlık hizmeti yatırım danışmanlığı değildir.
Bu hizmet kapsamında:
Hisse senedi, kripto varlık veya diğer yatırım araçlarına yönelik al-sat önerisi verilmez ancak alternatif yatırım araçları ve getiri risk değerlendirmesi yapılabilir.
Portföy yönetimi yapılmaz
Amaç; şirketin kendi finansal yapısını güçlendirmesine yardımcı olmaktır.
Şirketlerin en büyük sorunlarından biri finansal kararların sistematik olmamasıdır.
Finansal danışmanlık sayesinde:
Veriye dayalı kararlar alırsınız
Şirketinizin gerçek finansal durumunu net şekilde görürsünüz
Büyüme sürecinizi daha sağlıklı yönetirsiniz
Kısacası; finansal danışmanlık, şirketinizi “yönetmekten” çıkarıp stratejik olarak büyütmenizi sağlar.
Onayı Yönet
En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.
Fonksiyonel
Her zaman aktif
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından açıkça talep edilen belirli bir hizmetin kullanılmasını sağlamak veya bir elektronik iletişim ağı üzerinden bir iletişimin iletimini gerçekleştirmek amacıyla meşru bir amaç için kesinlikle gereklidir.
Tercihler
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından talep edilmeyen tercihlerin saklanmasının meşru amacı için gereklidir.
İstatistik
Sadece istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim.Sadece anonim istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim. Mahkeme celbi, İnternet Hizmet Sağlayıcınızın gönüllü uyumu veya üçüncü bir taraftan ek kayıtlar olmadan, yalnızca bu amaçla saklanan veya alınan bilgiler genellikle kimliğinizi belirlemek için kullanılamaz.
Pazarlama
Teknik depolama veya erişim, reklam göndermek için kullanıcı profilleri oluşturmak veya benzer pazarlama amaçları için kullanıcıyı bir web sitesinde veya birkaç web sitesinde izlemek için gereklidir.